+ 90(216) 266 01 06

Münir Nurettin Selçuk Cad. Kalamış Apt. No: 21 D: 3  Kalamış / Kadıköy / Istanbul

All Rights Reserved | Copyright © Özşen Hukuk Bürosu | Content may not be reproduced, copied, partially or entirely cited without permission.

Eser Sözleşmesi ve Eser Sözleşmesinin Uyarlanması

May 2, 2019

 

 

 

Başta inşaat sözleşmeleri olmak üzere, uygulamada eser sözleşmeleri hem gerçek hem de tüzel kişilerin sıkça başvurduğu bir sözleşme türüdür.

 

Eser; sahibinin özelliklerini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan fikir ve sanat ürünleridir. Eser sözleşmesi ise, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme türü olarak Türk Borçlar Kanunu’nun 470. maddesinde tanımlanmıştır. Eser sözleşmesinde yüklenilen sonuç “eser” olarak adlandırıldığından, eser sözleşmelerini diğer sözleşme türlerinden ayıran en önemli unsur, yüklenicinin sözleşmede üstlendiği borcunu bağımsız çalışmayla, bir başka deyişle iş sahibinin denetimi ve gözetimi olmaksızın yerine getirmesidir.

 

Taraflar arasında yapılan sözleşmede bedel esaslı unsurdur. Eser sözleşmesinin tarafları, ücret miktarını, yaptıkları sözleşmede götürü ücret (kesin ücret) olarak belirleyebilecekleri gibi, yaklaşık (takribi) olarak da tespit edebilirler.

 

Türk Borçlar Kanunu’nun 480. maddesinde ücretin götürü olarak tespitinin, meydana getirilecek eser bedelinin önceden ve kesin olarak belirlenmesi anlamına geldiği belirtilmiştir. Bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenici, eseri o bedelle meydana getirmekle yükümlüdür ve eser, öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile yüklenici, belirlenen bedelin artırılmasını isteyemez. Eserin, öngörülenden az emek ve masrafı gerektirmiş olması durumunda da iş sahibi, belirlenen bedelin tamamını ödemekle yükümlüdür. Kuşkusuz sözleşme hukukunda esas olan, tarafların edimlerinin tam ve gereği gibi yerine getirilmesidir. Gerçekten de Yargıtay’ın 2016 tarihli kararında eserin, sözleşme ile kararlaştırılan ücretten daha yüksek bir fiyata mal olması durumunda bile, yüklenicinin ücretin artırılmasını talep etmesi mümkün olmadığı bu yüzden maliyet artışlarından kaynaklanan riski yüklenici taşıdığı belirtilmiştir (Yargıtay15. Hukuk Dairesi’nin 31.10.2016 tarihli 2016/704 E. ve 2016/4388 K. sayılı kararı).

 

Diğer yandan, “takribi ücret” ifadesinden ise, işin yapıldığı yılki piyasa rayicine göre hesaplama yapılması gerektiği Yargıtay’ın 2017 yılında verdiği bir kararında belirtilmiştir (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 07.03.2017 tarih, 2016/883 E. ve 2017/986 K. sayılı kararı).

 

Eser Sözleşmesinin Yeni Koşullara Uyarlanması

 

Taraflar arasında yapılan sözleşme ilişkilerinde olduğu gibi eser sözleşmelerinde de temel prensip sözleşmeye bağlılıktır. Nitekim, “ahde vefa ilkesi (pacta sunt servanda)” sözleşme hukukunun temelini oluşturur. Ancak, sözleşme hukukunun temelini oluşturan ahde vefa ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalınması olumsuz durumlara yol açabileceğinden Türk Borçlar Kanunu’nun 480/2 maddesi ile “Emprevizyon/Öngörülemezlik (Clausula rebus sic stantibus)” prensibiyle ahde vefa ilkesine istisna getirilerek, yükleniciye şartların oluşması durumunda seçimlik haklar verilmiştir.

 

Bu kapsamda, sözleşmenin kurulmasından sonra meydana gelen beklenilmeyen hallerde, edimler arasında aşırı dengesizlikler oluştuğunda ve dürüstlük kuralı gereği söz konusu dengesizlikler edimlerin tam ve gereği gibi ifa edilmesini güçleştirdiğinde, hakkaniyete aykırılığı önlemek amacıyla “sözleşmelerin uyarlanması” müessesi düzenlenmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 480/2 maddesinde belirtildiği üzere, işlem temelinin çökmesi hali ile karşılaşan borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını talep edebilecek; bunun mümkün olmaması halinde ise dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda sözleşmeden dönme hakkını kullanabilecektir. Burada belirtilen sözleşmeden dönme hakkını, sürekli edim sözleşmeleri açısından sözleşmenin feshi olarak değerlendirmek gerekir.

 

Türk Borçlar Kanunu’nun 480/2 maddesi ile getirilen seçimlik hakların uygulanması birtakım şartlara bağlıdır. Öncelikle değinilmesi gereken temel şart; sözleşmenin uyarlanmasının ancak mevcut ve kurulmuş bir sözleşme için gündeme gelebileceğidir. Nitekim taraflar arasında sözleşmenin meydana gelip gelmediği konusunda bir ihtilaf varsa, bu ihtilafın uyarlama yoluyla giderilmesi olanaksızdır.

 

Diğer uygulanma şartlarını ise aşağıdaki gibi kısaca özetlemek mümkündür:

 

  • Başlangıçta öngörülmeyen veya öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan, beklenmeyen hallerin ortaya çıkması ve söz konusu beklenilmeyen halin genel nitelikte ve sürekli olması gerekir. Yargıtay, her bir olay bakımından objektif öngörülemezliğin yerine gelip gelmediğini araştırmaktadır.

  • Ortaya çıkan beklenilmeyen hal, eserin, tespit edilen götürü bedelle tamamlanmasına engel olmalı veya bunu aşırı derecede güçleştirmiş bulunmalıdır. Ancak sözleşmeye devamın mutlaka yüklenicinin iktisaden mahvını gerektirmesi şart olmadığı gibi; aynı şekilde, yüklenicinin hiç kar edememesi de ücretin arttırılması için yeterli bir sebep değildir.

  • Beklenilmeyen hallerin ortaya çıkması, yükleniciye isnat edilememelidir.

  • Yüklenici beklenmeyen halin varlığını iş sahibine ihbar etmelidir.

  • Sözleşmede bedelin artırılmasını engelleyen bir hüküm bulunmamalıdır.

Nitekim Türk Borçlar Kanunu’nun 480/2 maddesiemredici olmadığından, taraflar bu hükmün aksine bir düzenlemeyi sözleşmeyle kararlaştırabilirler. Ancak belirtmek

 

ki, bu şekildeki sözleşme kayıtlarının iş sahibi tarafından ileri sürülmesinin dürüstlük kuralıyla bağdaşmadığı hallerde hâkimin Türk Borçlar Kanunu’nun 480/2 maddesini uygulaması gündeme gelebilecektir.

 

Bu konuda Yargıtay uygulamasına baktığımızda, Yargıtay’ın uyarlama koşullarının oluşup oluşmadığını dikkatle incelediği dikkat çekmektedir. Örneğini bir karara konu olan bir olayda; uygulama projeleri ile yaklaşık maliyet cetvelinde bulunmayan yeni bir imalâtın yapılmasının zorunlu olduğunun sonradan ortaya çıkması nedeniyle sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması maksadıyla dava açılmıştır. Ancak Yargıtay’a göre, uyarlama talebinin kabul edilebilmesi için öngörülemeyen veya gerçekleşeceğine ihtimal verilmeyen önemli değişikler sonucu edimler arasındaki dengenin aşırı bozulması ve tarafların iyiniyetli olması gerekir. Söz konusu kararda beklenilmeyen halin eserin, kararlaştırılan götürü bedelle tamamlanmasını aşırı derecede güçleştirmediği bilirkişilerce tespit edildiğinden Yargıtay uyarlama talebinin reddine karar vermiştir (Yargıtay’ın 15. Hukuk Dairesi’nin 02.05.2016 tarihli ve 2016/442 E. ve 2016/2507 K. sayılı kararı). Bu bakımdan uyarlamaya ilişkin koşulların oluşup oluşmadığının her olay bazında dikkatle incelenmesi uygun olacaktır.

 

Please reload

Son Paylaşımlar

September 8, 2016

August 15, 2016

Please reload

Arşiv
Please reload

Etiketlere Göre Ara
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square