+ 90(216) 266 01 06

Münir Nurettin Selçuk Cad. Kalamış Apt. No: 21 D: 3  Kalamış / Kadıköy / Istanbul

All Rights Reserved | Copyright © Özşen Hukuk Bürosu | Content may not be reproduced, copied, partially or entirely cited without permission.

Yenilenebilir Güneş Enerjisi Yatırımlarında Hukuki Güvencenin Sağlanması

February 27, 2017

 

Yıllardır süregelen nüfus artışı ve buna bağlı yaşamakta olduğumuz kentleşme süreci, kaçınılmaz olarak hemen her alanda artan tüketim ve buna bağlı bir arz yaratmaktadır. Bu tüketim kalemlerinden şüphesiz en önemlilerinden biri olan elektrik ihtiyacının karşılanması ise, ülkemiz açısından hayati önem taşımaktadır.

 

Ülkemizde giderek artan ve mevcut büyüme hızı ile katlanarak artması öngörülen elektrik talebi, Türkiye’yi başta mevcut coğrafyadaki verimi ve çevre kirliğinin önüne geçilmesi açısından en uygun yenilenebilir enerji kaynakları arasından Güneş Enerji Santralleri (GES) kurulumuna yönlendirmiştir.

 

GES kurulumu için yetkili idari mercilerden çağrı mektubu almış, projeleri onaylanmış ve imar izinleri alınmış gayrimenkullerin elektrik üretir hale getirilmesi, oldukça uzun ve karmaşık bir süreç barındırmaktadır. Enerji sektöründe halen gelişmiş bir hukuki alt yapının bulunmaması, sürekli değişen mevzuatlar gibi birçok sebepten ötürü, ciddi yatırım niyeti taşıyan yatırımcılar için GES kurulumu ne yazık ki halen büyük risk anlamına gelmektedir.

 

Kanun koyucu tarafından yapılan düzenlemelerde, rüzgar, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından yapılacak elektrik üretimi için 5436 sayılı kanun ve 4628 sayılı kanuna bağlı olarak bir takım ikincil mevzuatlar çıkartılmış ve bu ikincil mevzuatlarda değişiklikler yapılmaya devam edilmektedir.

 

Mevcut risk elbette sadece gayrimenkul sahibi yatırımcılar için sınırlı olmamakta, GES kurulumu aşamasında yer alan diğer aktörler için de varlığını korumaktadır.

 

Henüz sistem ve mevzuatı tam oturtulamamış olmasına karşın GES kurulumunun, sunulan alım garantisi çerçevesinde hala cazip bir yatırım niteliği taşıdığı, yabancı sermayeli kurumların bu projelerde finansör olarak boy göstermelerinden kolayca anlaşılmaktadır.

 

Türkiye’de güneş enerjisi kullanımın yaygınlaşmasının başlangıç sürecini temsil eden bu sisli hava, toprak sahibi yatırımcılar, GES kurulumunu üstlenen müteahhit şirketler (EPC), finansman kurumları, sigorta kurumları gibi birçok aktör arasında hukuki uyuşmazlıklar oluşturmakta, her bir mevzuat ve uygulama değişikliği de mevcut sözleşme ve anlaşmalarda potansiyel hukuki uyuşmazlık ve itilafların gündeme gelmesine sebep olmaktadır.

 

GES kurulumu için yapılacak yatırım maliyetlerinin yüksekliği ve barındırdığı belirsizlikler, yatırımcılar başta olmak üzere GES kurulumunu üstlenen müteahhit ve sigorta şirketlerinin, finansör kişi ve kurumların hukuki olarak da riskleri en aza indirgeme isteklerini ortaya çıkartmaktadır. Bu da GES kurulumu aşamasında talep ve çalışma şekillerine göre birden çok kurulum modeli ve stratejinin oluşturulmasını, bu çerçevede de doğru bir hukuki zemin yaratılmasını zorunlu kılmaktadır.

 

Aşağıda yer alan başlıklarda, GES kurulumu aşamasında (idarenin taraf olduğu durumlar hariç bırakılarak) en sık yapılan, hak ve zaman kaybına yol açan hatalardan bazılarına yer verilmiştir.

 

1. Şirket Kuruluşu’nun Uzun Vadeli Stratejiler Oluşturulmadan Yapılması

 

Mevzuatlardaki şartları haiz olması sebebiyle GES kurulumu gündeme gelen gayrimenkuller için zorunlu olan şirket kurulma aşaması (şirket yapısı, sermayesi, karar alma mekanizması, şirket türü, şirket esas sözleşmesi düzenlenmesi konuları başta olmak üzere) yalnızca bir formalite olarak görüldüğünden, fiili durum ve olası ihtiyaçlar gözetilmeksizin yapılmaktadır.

 

Sık sık rastlandığı üzere şirket kurulum aşamasında aynı şablonların birbirinden kopyalanması, GES kurulumu yapmaya çalışan birbirinin kopyası yüzlerce farklı şirketin, farklı şartlara ve farklı finansman modellerine uygun hale getirilememesine, bu uğurda çağrı kağıtları bakımından hayati önem teşkil eden zamanın “uygun hale getirme” çalışmaları neticesinde akıp gitmesine sebep olmaktadır.

 

GES kurulumu için başta finansman sağlayan kişi/kurulum/aracı ve EPC şirketleri ile yapılan anlaşama ve sözleşmelerde şirket yapısında birtakım değişikler yapılma zorunluluğu doğması, bu değişikliklerin yapılma süresi kurulum sürelerini geciktirebilmekte ve sık değişen mevzuat çerçevesinde hak kaybına yol açabilmektedir.

 

Bunun yanında yanlış yapılan şirket kurulumları, GES kurulumu sonrası yapılması planlanan şirket devri veya şirket bünyesine ortak/pay sahibi almanın önüne geçebilmekte, başta finansörler olmak üzere finans kaynağı yaratma olasılığı bulunan şahıs ve kuruluşlarda güven eksikliğine yol açmaktadır.   

 

2. Damga Vergisi Ödenmemesi

 

Anlaşmazlıkların gündeme gelmesi veya vergi denetimi halinde ilk akla gelen husus sözleşmenin damga vergisinin ödenmemiş olmasıdır. GES kurulumunda rol alan aktörlerin birbirleriyle anlaşma sağlamalarına rağmen, bu hususun yeterince iyi düzenlenmemesi, tarafları ciddi mağduriyetlerin yaşanması açısından savunmasız bırakmaktadır.

 

1MW’lık GES kurulumu için maliyetin bir milyon dolar dolaylarında olduğu göz önüne alındığında, bu uğurda yapılacak sözleşmelerde damga vergisi ödenmesinin taraflar için oldukça önem kazandığı tartışmasızdır.

 

Bilindiği üzere taraflar kendi aralarında bu verginin kim tarafından ödeneceğini belirleyebilir ve bunu imzaladıkları sözleşmeye de koyabilirler. Ancak bu sözleşme maddesi vergi dairesi için bağlayıcı değildir. Vergi dairesi bir kâğıdın vergisinin ödenmediğini veya eksik ödendiğini tespit ettiği takdirde, bu damga vergisi bedelini sözleşmeyi imzalayanların herhangi birisinden (duruma göre cezası ile birlikte de) tahsil edebilmektedir. Vergi dairesinin vergiyi tahsil ettiği taraf, sözleşmeye göre ödemeyi yapması gereken taraf değilse, bu tutarın asıl sorumludan tahsili için asıl sorumluya karşı yeni bir hukuki süreç başlatması gerekecektir. 

 

3. Yapılan Sözleşmelerin Aceleyle, Mağduriyetleri Kapsamayacak Şekilde Yapılması

 

GES kurulumu aşamasında finansman veya GES kurulumu konulu sözleşmeler bilindiği üzere teknik hususların bolca yer aldığı (yer alması gereken) sözleşmeler olup, buna ilişkin sözleşmelerin özellikle çağrı mektuplarının süresinin dolması endişesi ile acele ile hazırlanıp imzalandığı açıktır.

 

Özellikle yatırımcı ile EPC veya finansman sağlayan kurum/kişi arasında akdedilen sözleşmelerde; GES kurulumunda kullanılacak malzemeler, bunların nitelikleri ve garanti süreleri, inşaat aşamasında çalışacak işçilerin hukuki durumu, kurulum süresi, teminat ve cezai şartlar, ödeme usul ve şekilleri başta olmak üzere, tarafların sorumluluğunu düzenleyen birçok elzem konunun ayrıntılı ve hukukun aradığı şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.

 

Yalnızca GES kurulumu için dahi olsa kurulan şirketlerin artık 6102 sayılı kanuna tabi olduğunu, ilgili mevzuat maddeleri uyarınca da “Basiret sahibi bir iş adamı gibi” hareket etme zorunluluklarının bulunduğunu, bu uğurda da mücbir sebep veya beklenmeyen bir halin hariç kalmak üzere ticaretin getirdiği tüm riskleri öngörmelerinin beklendiğini hatırlatmakta fayda görmekteyiz.

 

Yapılan sözleşmelerde tapuya şerh konulması, kefalet veya teminat gibi birçok hukuki koruma sağlanması imkanı varken, kimi zaman bu sorumluluklar yalnızca bir sözleşme tarafının sırtına yüklenmekte, kimi zamansa sözleşmeler icra edilebilirlik unsuru gözetilmeden yapılmaktadır.

 

Bunun yanında sözleşme konularının ifasının birçok şart veya koşula bağlanması, saklı tutulması, akdedilen sözleşmelerde tarafların temkinli davranma gayesiyle hak kaybı yaşamaları sıkça gündeme gelmektedir. Unutulmamalıdır ki Borçlar Kanunu m. 2/I uyarınca bir saklı tutulan, yani kararlaştırılmamış veya kararlaştırılması ileriye bırakılan noktaların, ikinci derecedeki (yan) nokta değil de, sözleşmenin esaslı noktalarından olması durumunda sözleşmenin kurulmasının da ileriye bırakılmış sayılması ve hâlihazırda kurulmuş bir sözleşmenin varlığından söz edilememesi gündeme gelebilecektir.

 

Sonuç:

 

GES kurumu gibi birçok aktöre ve birçok değişkene sahip riskli yatırımlarda, şirket yapısı ve şirket ortaklarının rolleri, sözleşme kurulma aşamalarında tarafların önce kendi iradelerini, sonraysa birbirlerinin gerçek iradelerini doğru olarak anlamaları, iradelerinin birbirine uygunluklarını düzenleyen sözleşmelerin ise hukuk ve icra edilebilirlik açısından uygun, uzun vadeli stratejik manevralara uygun olması, projelerin sonlandırılması ve sonrasındaysa yatırımların korunması adına önem arz etmektedir.

 

Please reload

Son Paylaşımlar

September 8, 2016

August 15, 2016

Please reload

Arşiv
Please reload

Etiketlere Göre Ara
Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square